hava 26° Orta
DOLAR 16,7011 % % 0.34
EURO 17,5193 % % 0.65
GRAM ALTIN 971,95 % % -0,11
ÇEYREK A. 1.589,14 % % -0,11
BITCOIN 19.179,30 % -5.13
SON DAKİKA

Tasavvufun Ortaya Çıkışı ve Tarihi

Son Güncelleme :

30 Nisan 2022 - 14:35

/ 17 views kez okundu.
Tasavvufun Ortaya Çıkışı ve Tarihi

Tasavvufun Ortaya Çıkışı ve Tarihi

Tasavvufun kaynağı ve dayanağı Kur’an-ı Kerim ve sünnet-i seniyyedir. Kur’an-ı Kerim’de zikredilen murakabe, muhasebe, tövbe, inabe (Allah’a dönme), muhabbet, tevekkül, rıza, teslimiyet, zühd, sabır, isar (başkasını kendisine tercih etme), sıdk (doğruluk), mücahede, nefse ve hevaya muhalefet etmek ve bunların dışındaki diğer makam ve haller, tasavvufun konuları ve meseleleri arasındadır.

Ayrıca tasavvuf, Hz. Ömer’in (Radıyallahu anh) rivayet ettiği Cibril hadisinde zikredilen ve dinin üç esasından biri olan ihsan makamıdır.

Hz. Ömer (Radıyallahu anh) anlatıyor:

Bir gün Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi vesellem) huzurundaydık. Birdenbire elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, üzerinde yolculuk izi bulunmayan ve hiçbirimizin tanımadığı bir adam çıkageldi. Hz. Peygamber’in (Sallallahu aleyhi vesellem) huzuruna kadar gelip önüne oturdu, dizlerini Peygamber Efendimiz’in (Sallallahu aleyhi vesellem) dizlerine dayadı ve ellerini dizlerinin üzerine koydu. ardından,

– Ya Muhammed! Bana İslam’dan haber verir misin, dedi. Resülullah (Sallallahu aleyhi vesellem),

İslam, Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına, Muhammed’in O’nun resülü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekat vermen, ramazan orucunu tutman ve gücün yetiyorsa Allah’ın evini ziyaret edip hac yapmandır, diye cevap verdi. adam, Doğru söyledin, dedi. Biz, onun hem sorup hem de tasdik etmesine şaşırdık. ardından adam,

Bana imandan haber verir misin, dedi. Resülullah (Sallallahu aleyhi vesellem)

– İman; Allah’a, meleklerine, kitaplarına, Peygamberlerine, ahiret gününe, hayır ve şerriyle kaderin Allah’tan olduğuna iman etmendir, diye cevap verdi. adam,

– Doğru söyledin, dedi ve ardından,

– Bana ihsandan haber verir misin, dedi. Resülullah (Sallallahu aleyhi vesellem)

– İhsan, Allah’ı görüyor gibi O’na ibadet etmendir. Her ne kadar sen O’nu görmüyorsan da O seni görmektedir, buyurdu. adam,

– Bana kıyametin ne zaman kopacağını haber verir misin, dedi. Resülullah (Sallallahu aleyhi vesellem)

Bu konuda sorulan, sorandan daha bilgili değildir, buyurdu. adam,

– O halde onun alametlerinden haber verir misin, dedi. Resülullah (Sallallahu aleyhi vesellem),

– Cariyenin kendi efendisini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir,buyurdu. Daha sonra o zat gitti. Ben bir müddet bekledim. ardından Allah Resülü (Sallallahu aleyhi vesellem) bana,

– Ey Ömer! O soru soranın kim olduğunu biliyor musun, buyurdu. Ben de,

– Allah ve Resülü bilir, dedim. Bunun üzerine Resül-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem)

– O Cibril idi, size dininizi öğretmek için geldi, buyurdu.39

Daha sonra sahabe-i kiram, Cibril hadisinde geçen bu hususları (tasavvuf konularını) Resülullah’tan (Sallallahu aleyhi vesellem) dinleyip kabul ettiler, onunla amel edip kendilerinden sonra gelenlere de öğrettiler.

Tabiinin sahabilerle olan hali, sahabilerin Peygamber Efendimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) ile olan hali gibiydi. Onlardan sonra gelen tebeut-tabiinin hali de böyle oldu. Günümüze kadar da böyle süregeldi.

Hicri birinci asırda tasavvuf ilminin tedvin edilmesine (kaleme alınmasına) ihtiyaç duyulmadı. Zira bu asrın halkı, Allah Resülü (Sallallahu aleyhi vesellem)ile irtibatları yakın olduğu için tabiatları gereği takva ve vera’ ehli, mücahede erbabı, ibadete yönelen kimselerdi. Bu sebeple onlar, Resül-i Ekrem’e (Sallallahu aleyhi vesellem)tabi olma hususunda birbirleriyle yarış ve rekabet içerisindeydi. Dolayısıyla onları tasavvufu başlı başına bir ilim olarak tedvin etmeye sevkedecek bir şey yoktu. Çünkü bunu fiilen yapıyorlardı. Onlar, arap dilini büyüklerinden tevarüs yolu ile elde etmiş, nazım, şiir, lugat, gramer gibi arapça kaideleri öğrenme ihtiyacı duymadan fıtrat ve tabiatında bulunan meleke ile güzel ve fasih şiirler yazabilen saf araplar gibiydi.

Böyle kimselerin nahiv ilmi ve belagat dersini öğrenmesi de gerekmezdi. Zira nahiv ilmi, lugat ve şiir kaideleri dil hatalarının ortaya

çıktığı ve anlatımın zayıf olduğu zamanlarda gerekir. Yahut bu ilimler, arap olmayıp arapça’yı anlamak ve öğrenmek isteyen bir kimse için gerekli olur.40

Zaman geçip insanlık ihtilafa düşünce, kalpler (manen) zayıflayınca, faziletli davranışlar, salih ameller azalınca, bid’atlar zuhur edip din için endişe edilmeye başlanınca Allah Teala, kullarından bir taifeyi İslam akidesini korumak için muvaffak kıldı. Onları Ehl-i sünnet ve’İ-cemaat’in önderleri yaptı. Onlar, Ebü’l-Hasan el-Eş’ari ve Ebü Mansür el-Matüridi ile onlara tabi olanlardır (rahmetullahi aleyhim) Yine Hak Teala, fıkıh konusunda da İslam şeriatının hükümlerini muhafaza etmek için bir taife belirledi. Onlar da dört mezhep imamı ve onlara tabi olanlardır (rahmetullahi aleyhim)

Üçüncü bir topluluk da kalplerin makamlarını korumayı ve gaybı bilen Allah’a kalpleri usulünce ulaştırmayı üstlendi. Onlar da süfilerin imamlarıdır. Onların başında Şeyh Zünnün-i Mısri ve İmam Cüneyd-i Bağdadi (kuddise sırruhüma| gelir. Bu imamların hepsi esas ve usullerini Kur’an ve Sünnetten almıştır. Hiçbir halde Kur’an ve Sünnet’in dışına çıkmamışlardır. Onlar Allah Resülü’nün (sallAllahu alevhi vesellem) getirdiği iman, İslam ve ihsan gibi dinin ana hatlarını beyan etmişler, açıklığa kavuşturmuşlar ve sınıflandırmışlardır. Allah Teala onları bütün hayırlar ile mükafatlandırsın.

İmam Kuşeyri (kuddise sırruha) şöyle buyurmuştur:

Tasavvuf ismi sahabe-i kiram (radıyallahu anhüm) zamanında yoktu. Onlar sahabe diye isimlendiriliyordu. Zira sahabe isminden daha faziletli bir isim yoktu. Bu nedenle onlara sahabe denildi. Hicri ikinci asra gelindiğinde sahabe ile arkadaşlık yapan kimselere tabiin ismi verildi. Tabiin bu ismi en şerefli isim olarak görüyorlardı. Onlardan sonra gelenlere ise tebeu’t-tabiin denildi.41

İbrahim Fasih Haydari (rahmetullahi aleyh) şöyle buyurmuştur:

Süfi ismi, Resülullah (Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında yoktu. Bazılarına göre bu isim, tabiin zamanında ortaya çıktı. Kimine göre ise, hicretin 200. yılından sonra ortaya çıktı.42

İbn Hacer el-Heytemi (rahmetullahi aleyh), İmam Sühreverdi’nin (kuddise sırruhü) bu ismin ortaya çıkma vakti hususundaki sözünü özet olarak şöyle nakletmiştir: Bu isim, Resülullah (Sallallahu aleyhi vesellem) zamanında yoktu, tabiin zamanında vardı. Nitekim Hasan-ı Basri’nin (kuddise sırruhu) şöyle dediği nakledilmiştir: Tavaf alanında bir süfi gördüm ve ona bir şey (bir miktar para) verdim. O da bana, Yanımda bana yetecek 4 devanik  para var dedi. Buna benzer bir şey de Süfyan-ı Sevri’den kuddise sırruhu) gelen şu sözdür: Şayet Ebü Haşim es-Süfi (kuddise sırruhu) olmasaydı, riyanın inceliklerini bilemezdim.43-44

Ehi-i sünnet içerisinde kendisine süfi ismi verilen ilk kişi, Ebü Haşim es-Süfi’dir (kuddise sırruhaj. Hicri 150 (767) yılında vefat etmiştir. Hafızlardan olan Haşim el-Evkas ve Salih b. abdullah el-Celil’in vasfettiği gibi zahidlerden olup, güzel konuşur ve şiir okurdu.

Tasavvufu ilk defa tarif ve şerheden kişi, İmam Malik’in (rahmetullahi aleyh) talebesi Zünnün-i Mısri’dir kuddise sırruh). Tasavvufu ilk defa (genişçe) şerheden, kısımlara ayıran ve yayan kişi ise Cüneyd-i Bağdadi’dir (kuddise sırruhü)45

39 Müslim,İman,1 (nr.8)
40 abdülkadir İsa, el-Hakaik ani’t-Tasavvuf, s. 22
41 bk. Kuşeyri, er-Risale, 1/34
42 İbrahim Fasih Haydari, el-Mecdü’t-Talid fi Menakıbı Hazreti Mevlana Halid, s. 16.
43 Devanik kelimesi danik kelimesinin çoğuludur. Danik, basılmış gümüş paradır. Kabuğundan soyulmuş, içi dolu, başı ve uzun tarafı kesilmiş sekiz arpa tohumu ağırlıgındadır. 0,468 grama tekabül eder (Kal’aci – Kuneybi, Mu’cemü Lugati’i-Fukaha, 8. 183)
44 İbn Hacer el-Heytemi, el-Fetava’I-Hadisiyye, s. 234.
45 İbn acibe, el-Fütühat’1-İlahiyye, s. 13

YORUM ALANI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.