hava 21° Orta
DOLAR 17,3540 % % 0.01
EURO 18,3819 % % 0.23
GRAM ALTIN 1.022,71 % % -0,10
ÇEYREK A. 1.672,13 % % -0,10
BITCOIN 20.375,60 % 2.4
SON DAKİKA

Rabıta ve Tarihi

Son Güncelleme :

16 Nisan 2022 - 6:15

/ 134 views kez okundu.
Rabıta ve Tarihi

Bu sayfa’da Rabıtanın tarihi , mürşid rabıtası ve ölüm rabıtasının tanımları yer almaktadır. Kaynakları ile birlikte Mürşid ve Ölüm rabıtası’nın içerikleri diğer konu başlıkların’da belirtilmiştir RABITA kategorisi içerisinden konu başlıklarını bulabilirsiniz.

Şeriat, tarikat ve gönül erbabına göre rabıta, kişiyi maksadına ulaştirir. Nitekim Mevlânâ Halid (kuddise sırruhâ) şöyle buyurmuştur:

“Rabıta, yüce Nakşibendiyye tarikatının önemli bir esasıdır. Ashâb-ı kirâmda da (Radıyallahu anhüm) aslı itibariyle mevcuttur. Rabıta, Kur’ân-ı Kerim ve sünnet-i seniyyeye sımsıkı tutunmadan sonraki en büyük vuslat sebebidir. Rabıtayı rabıtanın keyfiyetini bilmeyip hakikatine ve delillerine vâkıf olmayanlar inkâr eder.

(Halid-i Bağdâdi, Buğyetül Vâcid, s 73; Yusuf Şevki Efendi, Hediyyetüz-Zâkirin, s 11-12)

Çünkü rabıta, mürşid-i kâmile tam bir muhabbetten veya ölümü hatırlayıp dünyadan yüz çevirmekten ibarettir. Bu iki durum da dinen meşrudur. Bunu ileride açıklayacağız.

Rabıta, fenâfillah makamına ulaşmaya, huzur ve birliğin oluşmasına vesiledir. Çünkü biz, Allah Teâlâ’nın buyruğu üzere vesile aramakla emrolunduk:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz” (Mâide 5/35).

Rabıta iki kısımdır

  • Mürşid Rabıtası,
  • Ölüm Rabıtası.

Mürşid Rabıtası

Rabıta, müridin kâmil mürşidini ruhaniyeti ile birlikte hayal etmesi ve ondan medet istemesidir.” 507

Rabıtanın anlamı hakkında şöyle de denilmiştir: Müridin kalbini, ilâhi müşahede makamına ulaşmış kâmil bir mürşide bağlamasıdır. Bu da sadece muhabbet yahut muhabbet ve feyiz alma anlamına gelir.508

Yine şöyle denilmiştir: Müridin, fenâfillah makamındaki kâmil mürşidinin ruhaniyetinden medet dilemesidir.509

Ölüm Rabıtası 

Mürşid rabıtası gibi en yüce maksat için bir vesiledir. En yüce maksat ise Hak Teâlâ’ya vasıl olmaktır.

Rabıtanın Tarihi

Resülullah’a (Sallallahu aleyhi vesellem) çok muhabbet duyup ona tam tâbi olmaları hasebiyle rabıta, Ashâb-ı kiramın (Radıyallahu anhüm) hayatında aslı itibariyle (düşünme, kalbi irtibat ve muhabbet) bulunmaktadır. Yine rabıta, tâbiin ve tebeu’t-tâbiin (rahmetullahi aleyhim) neslinde de aslı itibariyle varlığını sürdürmüştür. Mesela Üveys el-Karani (rahmetullahi aleyh) gibi. Nitekim Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem) Hz. Ömer ve Hz. Ali’ye (radıyallahu anhümâ) Üveys el-Karani (rahmetullahi aleyh) ile karşılaşırlarsa ondan istiğfar dilemelerini emretmiştir. Üveys el-Karani (rahmetullahi aleyh) Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem) ile hiç karşılaşmamış ve onu hiç görmemiştir. Fakat Resülullah’a (sallallahu aleyhi vesellem) çokça muhabbeti ve onu devamlı düşünüp rabıta etmesi, Üveys el-Karani’yi (rahmetullahi aleyh) bu dereceye ulaştırmıştır.510

Meşguliyetler ve dünya yükü artıp insanların kalpleri değişince dünyaya ilgi ahirete ilgiyi geçti. Dünya ahirete tercih edildi. Sadakat ve ihlâs azaldı. Böylece kalpleri ihya edip insanları bu kusurlardan temizleyecek bir amele ihtiyaç duyuldu. Rabbâni âlimler ve mürşidler ‘de rabıtada nefis terbiyesi ve kalp temizliği gibi birçok hayır görünce rabıtaya yöneldi.

Ruhlar, beden elbisesine büründükten sonra latif âlemini özler. Mürid, bunu ve daha fazlasını kalpleri salihleri sevmeye yaklaştıran çe ruhları arasında ülfet kuran rabıtada bulur. Böylece rabıta onlar! hem dünya hem de ahirette saadete ulaştırır.

Rabıta

  • Nakşibendiyye
  • Kadiriyye
  • Kübreviyye
  • Sühreverdiyye
  • Halvetiyye 
  • Şâzeliyye  tarikatlarında vardır.

Kadiriyye tarikatının kurucusu Şeyh Seyyid Abdülkadir-i Geylâni (kuddise sırruhü) (V. 561 /1165-66)

Rabıta hakkında şöyle buyurmuştur:

“Sâlik için tarikat, Allah dostlarını kalben rabıta etmesidir. Sâlik rabıta sebebiyle onlardan manen fayda görür. Zâhiren fayda görmemesinde bir sakınca yoktur.”

Kübreviyye tarikatının kurucusu Şeyh Necmeddin-i Kübrâ el-Hârizmi el-Özbekistâni (kuddise sırruhü) (v. 618/1221) mürşid rabıtası hakkında şöyle buyurmuştur:

“Rabıta, ayna yapımında kullanılan aletlere nispeten usta gibidir. Şöyle ki çekiç, örs, körük, kömür, ateş ve diğer aletler bir araya gelse bile orada usta yoksa o ayna oluşmaz. Yine Cüneyd-i Bağdâdi’nin (kuddise sırruhu) halvet şartları da mürşid rabıtası olmadan kalp aynasını temizleyemez.”512

Tuhfetül-Uşşâk adlı eserin yazarı da Şeyh Necmeddin-i Kübrâ’nın (kuddise sırruhâ) bu sözünden sonra şöyle demiştir: Bunu denedik ve şeyhin dediği gibi olduğunu gördük.” 513

Sühreverdiyye tarikatının kurucusu Şeyh Ebü Hafs Şehâbeddin Ömer es-Sühreverdi Jkuddise sırruhâl namazdaki tahiyyat âdabından bahsederken şöyle buyurmuştur:

“Kişi, tahiyyatta Resülullah (sallallahu aleyhi vesellem) kalp gözünde canlandırarak sanki huzurundaymış gibi ona selâm verir. Peşinden Allah’ın salih kullarına selâm verir.”514

Nakşibendiyye tarikatında rabıtanın emredilmesi ile ilgili bize aktarılan Mevlânâ Şeyh Şah-ı Nakşibend’in sözünü, öğrencileri Şeyh Muhammed Pârsâ, Şeyh Yakub-i Çerhi ve onlardan sonra Ubeydullah Ahrâr” (rabıtaya delil olarak gösteren ilk zattır) 515 ve İmâm-ı Rabbâni es-Sirhindi’nin (kuddise sırruhüm) sözlerini nakledeceğim.

Şah-ı Nakşibend (kuddise sırruhü) şöyle buyurmuştur:

“Hallerini muhafaza edip medet yolunu dünyevi bağ ve kirlerden koruyarak uzakta veya yakında bizi seven ya da muhabbetimize intisap eden herkesi gece gündüz gözetip onlara şefkat ve terbiye pınarından devamlı bir medetle yardım etmemiz gerekir.516  Senin de kalbine havâtır gelirse ve halin karışacak olursa önünde şeyhini hayal et.” 517

Şah-ı Nakşibend’in mürşidi Şeyh Emir Külâl olsa da Şeyh Abdülhâlik-ı Gucdüvâni’yi (kuddise sırruhüm) rabıta ederdi.”518

Hâce Muhammed Pârsâ (kuddise sırruhu), Şah-ı Nakşibend nin ((kuddise sırruhu) Hicaz yolculuğuna ikinci gidişinde onunla birlikteydi. Yolculuk sırasında Şah-ı Nakşibend’in (kuddise sırruhu) şöyle dediğini aktarmıştır:

“Hâce Şah-ı Nakşibend hazretleri Hicaz çölünde bana murakabe yapmamı ve mübarek süretini de hayalimde muhafaza etmemi emretti.”519

Şeyh Yakub-i Çerhi (kuddise sırruhaj anlatıyor:

“Şah-ı Nakşibend’e (kuddise sırruhu) intisap etmeden önce kendisine karşı derin bir muhabbetim vardı. Buhara’nın büyük âlimlerinden fetva vermeye icâzet aldıktan sonra memleketime dönmeye karar ver dim. Bir gün tevafuken Şah-ı Nakşibend (kuddise sırruhu) ile karşılaştım. Ona mütevazi bir şekilde,

– Beni gönlünüzden eksik etmeyin, dedim. O,

– Gideceğin zaman mı yanıma geliyorsun, dedi. Ben de,

– Sizi çok seviyorum (diyerek özür diledim). Bana,

– Hangi yönden seviyorsun, sorusunu yöneltince şu cevabı verdim:

– Siz bütün insanların çokça kıymet verdiği ve kabul ettiği bir zatsınız. Bundan dolayı, deyince Şah-ı Nakşibend (kuddise sırruhü)

– Bundan daha iyi bir delil getirmelisin, halkın bu teveccühü şeytani olabilir, buyurdu. Bunun üzerine ben

“Hak Teâlâ bir kulunu sevdiğinde onun sevgisini kullarının gönlüne düşürür ve o kullar o kişiyi sever “  hadis-i şerifini hatırlattım. Bu cevabım karşısında tebessüm ederek, -Biz Azizânız, buyurdu.

Bu söz, beni çok etkiledi. Halim değişti. Çünkü bir ay önce bir rüya görmüştüm. Rüyamda biri, “Azizân’ın müridi ol” diyordu. Ben bu rüyayı unutmuştum. Şah-ı Nakşibend’in (kuddise sırruhâ) bu sözü, bana bu rüyamı hatırlattı. Ben tekrar,

– Beni hatırınızdan çıkarmayın, diye talepte bulundum. Bunun üzerine,

-Biri Azizân hazretlerinden böyle bir talepte bulunmuş. Azizân hazretleri ona, “Gönülde başkasına yer yoktur. Bana bir şey bırak ki onu gördüğümde seni hatırlayayım!” buyurmuştur, dedi ve şöyle devam etti:

– Sende bana bırakabileceğin bir şey yoktur. Şu sarığı al ve sahip çık. Onu her gördüğünde beni hatırlarsın. Her hatırladığında da beni bulursun.”521

Mevlânâ Ubeydullah Ahrâr (kuddise sırruhu) anlatıyor:

“Mevlânâ Yakub’dan (kuddise sırruhü) izin istediğimde bana tüm Nakşibendiyye esaslarını anlattı. Rabıta esasına gelince şöyle buyurdu: “Bu esası öğretmekten hiç korkma! Manen uygun olanlara bu esası anlat.’”522

Yine Ubeydullah Ahrâr (kuddise sırruhâ) şöyle buyurmuştur:

“Sohbet yalnızca süreten birliktelik yapmak ve gözle görmekle sınırlanamaz. Aksine müridin sohbeti dâimi kılması ve süretten manaya geçmesi gerekir ki vasıta onun nazarında dâimi olsun.”523

İmâm-ı Rabbâni fkuddise sırruhü) şöyle buyurmuştur:

“Müridin zorlanmadan şeyhe rabıta yapabilmesi, mürşid ile mürid arasında tam bir münasebete işaret eder. Aralarındaki bu münasebet, faydaya sebep olur. Zaten rabıta yolundan daha yakın bir yol yoktur. Ne mutlu bu saadete kavuşmuş olana!”524

Kaynaklar
507 Yusuf Şevki Efendi, Hediyyetüz- zakirin, s 10
508 Abdülmecid el-Hâni, es-Saâdetül-Ebediyye, s.12
509 Halid-i Bağdâdi, Buğyetül-Vâcid, s.73
510 Halid-i Bağdâdi, Buğyetül-Vâcid, s.73
511 Yusuf Şevki Efendi, Hediyyetüz-Zâkirin, s 21
512 Aziz Mahmud Hüdâyi (kuddise sırruhu) Câmiul-Fezâil ve Kâmiu’r-Rezâil adlı eserinde bu yedi şartı şöyle sıralamıştır: 1. Devamlı abdestli olmak, 2. Halvete devam etmek, 3. Devamlı oruç tutmak, 4. Devamlı süküt içinde olmak, 5. Zikre devam etmek, 6. Hayır olsun şer olsun akla ve kalbe gelen düşünceleri engellemek, 7. Teslimiyet ve muhabbetle inanarak ve medet umarak mürşid rabıtasına devam etmek.
513 Fasih Haydari, Tuhfetül-Uşşâk, s. 18
514 Sühreverdi, Avarifül’ Maârif, s. 222
515“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sadıklarla beraber olun” (Tevbe 9/119) âyetini rabıtaya delil olarak gösteren ilk zattır
516 Muhammed Emin el-Kürdi, el-Mevâhibü’s-Sermediyye, s 128
517 Münâvi, el-Kevâkibü’d-Dürriyye, s. 456
518 Hasan Hilmi Dağıstâni, es-Sifrü’1-Esnd,s115
519 Fahreddin Ali Safi, Reşehât, s. 97.
520 Müslim, Birr ve Sıla, 48 (nr. 2637)
521 Fahreddin Ali Safi, Reşehât, s. 106
522 Fahreddin Ali Safi, Reşehât, s. 312
523 Fahreddin Ali Safi, Reşehât, s. 316
524 imam ı rabbani mektubat,1/160 (187 mektup)

(not içerik ekleme: Şeyhimiz Gavsı Sani (kuddise sırruhü) El Münhacüs Seni Kitabı S.241-246)

YORUM ALANI

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.