Naksibendi.com.tr

ALTIN SiLSiLE

Şah ı Nakşibendi 

Şeyh Abdulkadir Geylani 

Abdülhalık Gücdevani 

imam ı Rabbani 

Mevlana Halid Bağdadi 

Seyyid Abdullah 

Seyyid Taha

Seyyid Sıbgatullah Arvasi 

Şeyh Abdurrahman-ı Tahi 

Şeyh Fethullah Verkanisi

Muhammed Diyauddin 

Şeyh Ahmed El Haznevi 

Abdulhakim El Huseyni  

Seyyid Muhammed Raşid 

Gavs-ı Sani 

Dindarlık ve Zalimlik Bir Arada Olmaz

İman müminin Allah’a söz vermesi, teslim olmasıdır. Mümininin düşüncelerini ve işlerini dini şekillendirir. Allah Tealâ’nın emir ve yasaklarına göre bir hayat inşa etmek, dosdoğru yolda bulunmak, yani istikamet üzere olmaktır.

Mevlâmız kullarını belli vazifelerle mükellef tutmuştur. Bu vazifeler yük değil, lütuftur. Nezih ve huzurlu bir hayatın, ebedi saadetin garantisidir. Buna göre müminin Rabbine, kendine ve çevresindeki insanlara karşı görevleri vardır.

Kişinin sağlam, kalbinde karar bulmuş bir iman ile Allah’a bağlanması, sonra imanın gereği olan farz ibadetlerini yerine getirmesi ilk vazifesidir. Sonra bu dünyada ve ahirette onu hüsrana uğratacak işlerden sakınması, temiz ve güzel bir ahlâk sahibi olması, kimseye zarar vermemesi gelir. Bu da farzdır ve ibadetler kadar önemlidir.
Mücellâ dinimiz İslâm müslümanları ve müslümanların yaşadığı ortamı “güvenilir” olarak tayin ve tavsif etmiştir. Müslüman kişi bu güven perdesini yırtacak hareketlerden sakınır, daima hayır ve iyilik üzere olur.

İmam Gazalî rh.a. Mükâşefetü’l-Kulûb adlı eserinde şöyle der:

“Cenab-ı Hak, Ümmet-i Muhammed’i insanların en hayırlıları kılmıştır. Çünkü onlar iyiliği emreder, kötülüğe engel olurlar. İnsanların İslâm’a girmesi için Allah yolunda mücadele ederler ve onlara yararlı olurlar. Allah Rasulü s.a.v. buyurmuştur:

‘İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olan, en kötüsü de insanlara zararlı olandır.’

Âl-i İmran suresinin 110. ayetindeki ‘…ve Allah’a inanırsınız…’ ifadesinden kastedilen şudur: Allah’ın birliğini tasdik eder ve bu inanç üzere sebat edersiniz. Muhammed Mustafa s.a.v.’in Allah’ın peygamberi olduğunu ikrar edersiniz.”

İkinci bin yılın yenileyicisi olan İmam Rabbanî k.s. hazretleri Mektûbât’ında şöyle buyurmuştur:

“İşin aslı nihayetinde kalbe dayanır. Eğer kalp Allah’tan başka şeylere bağlanır ve kendini onlara kaptırırsa hali hiç iyi değildir. Sadece adete uyarak yapılan amellerle ve şeklî ibadetlerle bir şey ele geçmez. Bunun yerine kalbin imana tamamen sarılması ve bu haldeyken Allah’ın emrettiği bedene ait ibadetlerin yerine getirilmesi gerekir.
Salih amelleri yerine getirmeden kalbin iyiliğinden, temizliğinden söz etmek de boş bir iddiadır. Tıpkı dünyada bedensiz ruhun varlığı düşünülemediği gibi, salih amelsiz de kalbin selameti düşünülemez.”

. . .

Dinimiz İslâm haklar dinidir. Bireyin, toplumun, canlı cansız bütün varlığın hakkını korumayı esas alır. Güç ve iktidarın gelip geçiciliğini hatırlatır, her vesileyle mülkün asıl sahibinin Allah Tealâ olduğunu tekrarlar.Buna göre insan tevazu ile ömür sürmeli, elindeki imkanları, özellikle de kamu imkanını asla zulüm aracı yapmamalıdır.

Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v. buyurur ki:

“Allah Tealâ şu beş kişiye öfkelenir. Bu öfkesini dilerse dünyada yürürlüğe koyar, dilerse ahirete bırakıp cehennemde karşılığını verir:

Birincisi şu devlet başkanıdır ki, halktan tam bir güç aldığı halde, onlara karşı insaflı davranmaz ve uğradıkları zulme karşı onları korumaz.

İkincisi şu toplumun yöneticisidir ki, halk kendisine itaat ettiği halde kuvvetli ile zayıfa eşit davranmaz ve kendi isteğine göre konuşur.

Üçüncüsü, aile reisidir ki, hanımına ve çocuklarına Allah’ın emirlerini uygulamalarını emretmez. Onlara dinin emirlerini öğretmez.

Dördüncüsü, iş sahibi bir insandır ki, işini yaptırmak için işçi tutar, işini yaptırır fakat ücretini tam olarak vermez.

Beşincisi ise, hanımına mihri konusunda haksızlık yapar.”

 

Yine Allah Rasulü s.a.v. buyurur:

“Aciz duruma düşmeden tevazu gösteren kişiye ne mutlu! Helal yoldan kazandığı parayı Allah yolunda harcayana ne mutlu! Düşkün ve zavallı kimselere merhamet edenlere, alimlerle ve salih insanlarla oturup kalkanlara ne mutlu!”

Mevlâmız bizi her türlü hak ihlalinden korusun. Özellikle de kul hakkından. O bütün gühahları affedebileceğini, fakat kul hakkının vebalinden kurtulmak için kuldan helallik dilenmesi gerektiğini buyurmuştur.

Allah Rasulü s.a.v. insanlarla kurduğu ilişkilerde çok dikkatli davranmış ve kim olursa olsun üzmemek, zarar vermemek için çabalamıştır. Dört halife ve Ashab-ı Güzin de bu yolda yürümeye özen göstermişlerdir. Özellikle sert tabiatıyla bilinen Hz. Ömer r.a., mesele kul hakkına ve insanların incinmesine geldiğinde, adeta titreyerek hareket etmiştir. “Faruk/Ayıran” sıfatı doğru ile yanlışı, hak ile bâtılı ayırması adaletli olması sebebiyle kendisine verilmiştir.

Allah Rasulü s.a.v. ashabı, tüm insanlığı haklara riayet konusunda daima uyarmıştır. İbn Ömer r.a. söyle anlatıyor:

“Allah Rasulü bir konuşma yapıp bize şunları söyledi:

– Sakın zulüm yapmayın! Çünkü zulüm kıyamet günü sahibini bürüyecek karanlıktır. Kötü söz söylemekten sakının. Mal düşkünlüğünden kendinizi koruyun. Sizden öncekilerden helâk olanlar bu yüzden helâk oldular. Mala olan düşkünlükleri onları yakınlarıyla alakalarını kesmeye yol açtı. Cimrileştiler, günaha, çirkin işlere daldılar.

O sırada bir adam kalktı ve:

– Ya Rasulallah! İslâm’ın en üstün yanı hangisidir, diye sordu. Allah Rasulü s.a.v.:

– Müslümanların senin dilinden ve elinden güvende olmalarıdır, buyurdu.”

Yine Allah Rasulü s.a.v. Tebük seferinde bir konaklama esnasında sahabilere şöyle seslendi:

“Allah bağışlayanı bağışlar, öfkesini yutana sevap verir. Başına gelen musibetlere sabredene karşılığını verir. Dedikoduları dinleyip onlara uyanları rüsva eder. Allah sabredene kat kat sevap bahşeder. Kendine karşı gelene ise azap eder.”

Allah Tealâ’nın göstermiş olduğu yolda azami dikkatle, hiçbir sapma olmaksızın yürüyen Allah Rasulü s.a.v. böyle buyuruyor. Bizim de O’nun yolu üzere olmamız kendi iyiliğimiz için gereklidir. Herkes için hepimiz için hayırlı olan budur.

Rabbimizin tevfik ve inayetiyle…

 

Haber tarihi: 29 / 07 / 2017
Haber Yorumları: 0


Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google




Önceki: Hak Hakikat ve Batıl
Sonraki: Tasavvuf ilminin Ortaya Çıkışı




Henüz yorum bulunmamaktadır. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.

Ad, Soyad *
E-Mail
Kalan karekter sayısı:
Yorum *
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
*
(* Doldurulması zorunlu alanlar)




Naksibendi.com.tr

FORUM'A GİRİŞ

Semerkand Abonelik

Beşir Derneği

Paylaş
Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Site İçi Arama
Biz Sizi Arayalım
Ad, Soyad:
Telefon:
Üye İşlemleri
Kullanıcı adı
Şifre
İstatistikler
Toplam: 10126
Aktif: 3
Bugün: 172
Dün: 244

İçerik Rss - Haberler Rss